Selam.
Başlıktan anlaşıldığı üzere bugün size düğünde halay çekerken topuklu
ayakkabımın nasıl ikiye ayrıldığını anlatıcam. Geçen pazar günü teyzemin en
büyük oğlunun düğünü vardı. Cuma günkü kınaya ne kadar kıçımı yırtsam da,
kendimi yerden yere atsam da kimse beni götürmedi. Kız başıma gitmeme izin
olmadığı için kendim de gidemedim. Kına günü evdeki herkese surat astım,
küstüm. Sonra açtım diye annemden yemek yapmasını isteyemeyeceğim için bana
pizza ısmarlarsan barışırım diyip karnımı doyurdum.
Geldik pazar
gününe. Düğüne gideceğim için çocuklar gibi şendim. Yataktan kalkmaya üşendiğim
için yattığım yerden göbek attım. Bir yandan da düğüne gideceğimi belli eden
twitler attım. Sonra çok zorlansam da kıçımı kaldırıp hazırlandım ve düğüne
gittik. Düğün yeri girişle birlikte üç katlıydı. Her katta fotoğraf çekildik.
İki adım yer değiştirelim diye diye her yerinde fotoğraf çekildik salonun.
Sonra düğün başladı. Slayt gösterisi, nikah ve takı merasimi ardından salon
bizim oley diyip atladık ortaya. Bi halay çektik, bi roman havası, bi ankara
havası derken biz oturmak bilmedik. Bi ara yemek için masaya oturduk,
abartmıyorum beş dakikayı aşmamıştır o da. Hadi kalkalım diyip ağzımızda
lokmayla yine ortaya atladık o derece.
Düğünün son bir
saati falandı. Halay çekiyoruz ama nasıl uzun bi halay anlatamam. Hiç
oynadığını görmediğim akrabalarım bile o kuyruktaydı. Ben böyle halay çekerken
bi baktım ayakkabım yere yapışıp duruyor. Sakız yapıştı sandım. İçimden de
sakızın ne işi var, kesin çocuklar attı var ya diye geçiriyorum. Ama halaydan
çıksam mı yok yani. Baktım olucak gibi değil aşağı bi eğildim, görmez olaydım.
Anam o ne, ayakkkabı boydan ikiye ayrılmış bildiğin. Ayakkabımın alt parçasını
kaptığım gibi koştum annemlerin masasına. O an dünyanın en üzgün insanı
olabilirdim, içimden de Allah’ım neden ben diye isyan ediyordum.
Peki ben naptım?
Hiç oturmadan ablamın ayakkabılarını kaptığım gibi halaya koştum. Topukları
kısaydı diye elbiseme basa basa oynadım. Elbiseden cart curt sesler gelmiş, yok
elbisem yırtılıcak falan gram umrumda değil, bırakmadım halayı. Hayata tutunur
gibi halaya tutumdum resmen. Şimdi düşünüyorum da o ayakkabılar yine iyi
dayanmış bana. İyi bi cenaze törenini hakediyor bence. Düğünün sonunda da
çıplak ayaklarla döndüm eve. Akşam kız wp grubunda olanları anlattım, havalı
böyle bir şey anca senin başına gelir dedi. Doğru söylüyor. Hayata belayı çeken
mıknatıs olarak geldim bence. Başka açıklaması olamaz.
Zaten düğünden
sonra eve geçtiğimizde üşengeçliğimden koltuğun kenarında bıraktığım kolyemi
koltuğun arasına düşürdüm. Babam dört yüz liralık kolye için altı yüz liralık
koltuğu mu heba edelim kalsın orda dese de ben bırakmadım. Kolyemi istiyorum
diye zırladım. Evde beş kişi tekli koltuktan onu çıkarmaya çalıştık. Annemle
abim bi ara parmağını sıkıştırdı bi de onları kurtarmakla uğraştık. Baktık
olmuyor önce koltuğun altını yırttık sonra da komple koltuğu söktük. Zaten şu
pes etmeme olayı bizim ailede genetik yani, o iş olana kadar uğraşırlar. Neyse
sonra içinden kolyemi çıkardık. Ayrıca on kuruş, yirmi beş kuruş bi de toka
çıktı. Annem bak daha bişi var mı dedi. Yüzüğümü de bulaydık iyidi dedim ama
bulamadık. Sonra tekrar koltuğu eski haline getirip altını koli bandıyla
bantladık. Büyük ihtimalle üşengeçlikten yaptırmicaz o koli bandıyla kalıcak.
Yalnız kolyede Ayetel Kürsi yazılıydı. İçimden Allah bile koruyamadı koltuğu
artık evden gitme zamanı geldi bunun diye geçirdim.
Neyse işte
gördüğünüz üzere belayı çekiyorum. Bu benim en normal günüm oluyor öyle
söyliyim. İlerde size bunlardan bahsedicem, yeter be içimi kararttın diceksiniz
biliyorum. Hepinize iyi haftalar diliyorum hoşçakalın..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder